Pages

yaşam-insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam-insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2013 Cumartesi

Kadınların Regl DönemindeYaşadıkları Sorunlar



Adet döneminde yaşanan sorunlar, stres gibi doğal durumlardan kaynaklanabildiği gibi, ciddi hastalıkları da işaret edebilir.

Normal adet döngüsü 28-35 günde bir tekrarlanır. Bu kanama 3-6 gün arasında devam eder. İlk günlerde nispeten daha fazla olan kanama, yavaş yavaş azalarak en geç 7 günde normale döner.
Kadından kadına değişmekle birlikte, regl süresi boyunca ortalama 30-80 mililitre kan kaybedilir.Adet döneminde sıklıkla (PMS) premenstrüel sendrom denilen adet öncesi sendrom yaşanır. Kadınların %30-40 civarını etkiler. Bunun yanı sıra, adetleri geç veya erken görmek, kanamanın az veya çok olması, adetin sancılı geçmesi de sık yaşanılan sorunlardandır.
PMS, progesteron ile östrojen arasındaki dengenin bozulması ve beyindeki serotonin gibi hormon türevi maddelerin değişkenlik göstermesi sonucu ortaya çıkar. Fiziksel ve ruhsal olmak üzere iki şekilde gelişen sorunlar genellikle adet döneminin başlamasından 7-10 gün önce kendini gösterir ve belirtiler, bu dönem yaklaştıkça şiddetlenir.
PMS belirtilerini hafifletmek için; daha az tuz, rafine şeker, kırmızı et ve yağ tüketmelisiniz. Karbonhidrat ve sebze, meyve ağırlıklı beslenmeli, E ve B vitamini takviyesi almalısınız. Kafeinden ve alkolden uzak durmalı, uyku düzenine dikkat etmelisiniz. İnce giyinmek ve duş almak da bu sendromların azalmasına yardımcı olmaktadır.
Adetlerin ağrılı olmasının iki önemli nedeni vardır. Birincisi, kadında prostaglandin hormon seviyesinin yüksek olmasıdır. Genellikle 10’lu yaşların sonu ile 20’li yaşların başında görülen, 2-3 gün süren bu ağrıya; baş dönmesi, bulantı, kusma, halsizlik ve yorgunluk eşlik eder. İlaçlar sancının hafifletilmesine yardımcı olur. İkincisi ise, endometriozis ve miyom gibi organik hastalıklardır.
Adet döngülerinin 20 günden daha kısa sürmesinin altında yatan faktör, östrojen hormonunda yaşanan dengesizliklerdir. Adetin 35 gün aradan fazla sürmesinin nedenleri arasında birinci sırayı, kısırlığa da yol açabilen polikistik over sendromu alır.
Yılda birkaç kere adet düzensizlikleri yaşamak olağandır. Ancak art arda sorun yaşanmışsa, özellikle cinsel ilişki sırasında sancı hissediliyorsa, bir doktora başvurmak gerekir.

21 Aralık 2012 Cuma

Bugün Kıyamet Kopacak Mı?


Son zamanlarda 21/12/2012 kehaneti konuşuluyor.Bu çılgınlık boyutuna dönüşmüş durumda.Geçenler de bir haberde bugünü görmemek için bir grup insanın intihar ettiğini duydum.Yaşlanan dünyamızda insanlığın nereye doğru gittiğini görmek açısından önemli bir durumla karşı karşıyayız aslında.5000 Yıllık kehanete inanıp bu durumlara gelen insanoğlu 21yüzyılda neden bu duruma düştü bunun durumlarını araştırmak lazım.Herşeyin bilimsellikle açıklandığı devrimizde bilim adamları neden çıkıp bu işin bilimsel gerçeğini açıklamaz bunuda sorgulamalıyız.

Bir müslüman ülke olarak acaba bizim ülkemizde de bu çılgınlığa inanan insanlar varmıdır.Evet çevremizde gördüğümüz kadarıyla bu insan grubuna dahil olan insanlar var...Allah akıl fikir versin diyelim..

Buarada eğer kıyamet koparsa yarın görüşemeyeceğiz.Bu yüzden hepinize muhteşem bir diğer dünya diliyorum.:)))))))))

19 Aralık 2012 Çarşamba

Evlilikte Amaç Ne Olmalı?


Evlilik, insanı günahtan koruyan bir kalkandır. Evlilik, el ele verip doğruya koşmaktır. Evliliğe bu açıdan baktığınızda, izdivacın insanı Allah’a yaklaştırması gerektiği görülebilir.Delikanlı okulunu bitirdi ve işini kurdu. Artık evlenip çoluk çocuğa karışmak istiyor. Bunun için de düşünüyor ve soruyor: “Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?”

Akıl verense çok oluyor: “Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun”. Ama anne ille de güzel gelin istiyor.

Genç kızın da evlenme yaşı geliyor. O da düşünüyor. “Acaba evleneceğim kişide nasıl bir özellik arasam? Dini diyaneti önemli olmalı mı?” Bu anne de kızının bir zenginle evlenip rahat etmesini düşlüyor..

Genç kız da delikanlı da şaşkın.Çünkü eş, insanı saadetin beşiğine götürdüğü gibi; felaketin eşiğine de sürükleyebiliyor.

Kur’an, eşleri tarif ederken, “Onlar sizin için günahtan koruyan bir elbise, siz de onlar için bir elbise hükmündesiniz.” buyuruyor. (Bakara 187) Özellikle de günümüzde bu ayetin daha dikkatli okunması gerekiyor. Çünkü her sokak başında bir ateş yanıyor. Her yerden binler günah insana saldırıyor. Her şey ağız birliği yapmış gibi insanı Allah’tan uzaklaştırıyor.

Allah’a giden yollara barikatlar kurulmuş. Ahiret yurdunu gösteren işaretler ters çevrilmiş. Sefih medeniyetin getirdiği cazibe ister istemez insanları o yoldan alıkoyar hale gelmiş.

Herkes, akın akın “insanın ve bilhasa Müslüman’ın bir nevi cenneti olan aile sığınağından” çıkıp o yöne doğru koşuyor. Sığınaktan çıkan askerin üzerine yağan mermiler gibi günahlar aile fertlerinin üzerine yağıyor.

Kişi evinde oturup TV’sini seyrederken, gazetesini okurken, hatta penceresinden sokağa bakarken bile müstehcenlik ateşi onu yakabiliyor. İşte bu arada eş denilen “elbise” o ateşe perde olmalı. Kişiyle ateş arasında set oluşturmalı. Eşinin üzerine gelen günahlara paratoner olup, onu Allah’a yaklaştırmalı.. Sadece dünya hayatı için giyilen bir elbise değil, kişiyi cennet bahçelerine uçurabilen paraşüt görevi yapmalı..

Çünkü, insan bu dünyaya sadece rahat yaşayıp, zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir. Onun esas gayesi kendisini buraya gönderen Cenab-ı Hakk’ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmaktır.

Evlilik de o yol arkadaşını seçmektir. Şayet yol arkadaşı Allah’a yakınsa kişi dünyada da ahirette de huzurlu olacaktır. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor:

“Erkek olsun, kadın olsun mü’min olarak güzel işler yapanlara dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşatırız. Ahirette ise, onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.” (Nahl 97)

Asr-ı saadette yaşanan şu olay evliliğin insanı Allah’a yaklaştırması hususunda örnek olsa gerek.

Peygamberimiz (sas), sahabeleriyle birlikte otururken fakir ve muhtaç olanlara vermenin öneminden bahsediyordu. Al-i İmran Suresi’nin 92. ayetini okudu:

“Muhtaçlara ve fakirlere yardım ederken, malınızın kötüsünü değil de iyisini vermedikçe olgun bir imana kavuşamazsınız.

İmanda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız, yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağışlayınız.”

Bu sözler orada bulunanlardan Ebu Talha’yı (ra) can evinden vurdu. En değerli malını Medine’deki hurmalığını ve evini hemen oracıkta bağışladı.

Evine gitti. Bahçenin dışında durdu. Eşi Rumeysa (ra) Ebu Talha’yı (ra) görünce neden eve girmediğini sordu. Ebu Talha (ra) evini ve bahçesini tasadduk ettiğini söyledi. Eşi:

“Kendin için mi yoksa ikimiz için mi?” diye sorduğunda Ebu Talha (ra) “ikimiz için” cevabını verince eşi Rumeysa:

“Allah senden razı olsun Talha. Ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Bekle geliyorum.” diyerek dönüp arkasına bile bakmadan evinden çıkıp gitti. (Buhari)

Bizler de onları örnek almalıyız. Bunun için de evlilikleri nefsani duygulardan ziyade uhrevi duygularla yapmalıyız. Eş seçerken bizleri dünyaya çağıranı değil Allah’a yaklaştıranı seçmeliyiz.

Bizim evliliğimiz yani Müslüman’ın evliliği farklı olmalı. Müslüman aile, karanlık dünyalara ışık saçmalı… Sıkıntıda boğulanlara şefkat elini uzatmalı. Sevgiye hasret, mutluluğa hasret olanları sevginin ve mutluluğun yurduna iletmeli.

7 Aralık 2012 Cuma

Yaşam Ve İnsan


İNSANLIK ...
......... İnsanım ben ... Tıpki sizler gibi , tıpkı diğer tüm insanlar gibi bir insan . Düşündükçe var olduğumu hissederim . Kimim , neyim , nereden ve nasıl geldim buralara , bu dünyada var oluşumun bir anlamı var mıdır, var ise nedir? gibi sorularım vardır zaman zaman dalar giderim bu soruların yanıtlarını ararken ; geçmiş ile bu gün ve gelecek arasında başka türlü boyutlara .

......... Bazen ağlarım , bazen gülerim . Bazen , hüzünlenirim nedenli nedensizce , bazen de az ya da çok , mutlu hissederim kendimi . Ne farkımız var bir düşünün ... Her şey bence aynı aslında ... Ben de , sen de , sizler de aynıyız işte ... İnsanız sonuçta ...

......... Bir biçimde gelmişiz işte şu yalan dolan dünyaya ... Elimizde olan hiç bir şey yoktu hepimiz de biliyoruz... Ne bizlere bir soran oldu , ne de biz engel olabildik ... Çok zor şartlarda geldik işte bu dünyaya ...

......... Şimdi , yapabileceğimiz ne var acaba ... İnsan olmaktan vazgeçmek ne derece mümkün ?
Tercih hakkımız var mı ... Var ise , ne derece mümkün acaba , bir başka insan olabilmek ... Bizlere biçilmiş deli gömleğini çıkartıp , bir başka deli gömleğini giyebilecekmiyiz ? ...


YAŞAM ...
......... Yaşam nedir , sorgulamaktan bıktım ben aslında ama , yine de burada yazmalıyım , yazmalıyız işte ... Bizlerin , elimizden kolumuzdan çekip çekiştirilerek atıldığımız bir cadı kazanı değil mi aslında yaşam ?

......... Hain ellerini daima boğazımda hissetmişimdir yaşamın ... Hep , kurtuluşun yollarını aramışımdır bu yaşam denilen bozuk düzen ’ in ördüğü tel örgülerden , görünür ya da görünmez mahpus duvarlarından da ...

......... Yaşam , mahpushanesinde mahpusluğumuzdur akıl , yürek ve bedenlerimizle bütünüyle esaretlerimizin ... Kurtuluş yollarını arayıp bulmak adına , her an , ve her saniye çaba gösterilmesi gereken bir esarettir yaşam , üzerimize karabasanıyla birlikte çöker durur hem de ... Diri olmak , hissetmek , görmek çok zordur bu karabasanlarını yaşamın ... Nedendir nasıldır hiç bilemem ama, bildiğim bir tek şey var , ben yaşamın bu mahkumiyetlerini çok çok önceleri görmüş ve tanımıştım ... Ne yakışıksız, ne kabul edilemez biçimde insanları sürüklediğini görüp, hissettiğimde de , ömrümü yaşamın bu acımasız biçimde üzelerimize kurduğu tuzakları , esaretleri yenmek amacıyla tüketmeye karar vermiştim ... Bu çabanın içerisindeyim çok uzun yıllardır ... Kader denilen , o deli gömleğini giymektense , ölümdür daha şereflisi bence ...

......... Doğarken oynamaya başladığımız bir senaryo dur aslında yaşam . Malesef bizleri dünyaya getiren en yakınlarımız , canlarımız bu senaryonun başarılı birer oyuncusu yapmak için çabalar dururlar bizleri . " Dünya budur " , " hayat böyledir " , " biz neler gördük " türü söylemler işlenir sürekli alt bilincimize . Yaşamın , asla bize danışmadan , sormadan , üzerimize oynadığı tüm acı oyunlara nasıl katlanılmalıdır merakındadırlar sanki . İnsan , en azından şahsiyetli biçimde , onu bağlamaya , onu bloke etmeye çoktan hazır ve hazırlanmış yaşam oyunlarına nasıl , ne biçimde karşı çıkabilmelidir ve gerçek kişiliğini , şahsiyetini bulabilmelidir gibi bir akıl ve ruh bilinci geçirebilmiş çok az insan var malesef ...

.......... İnsanlıktan , eşitlikten , adaletten yoksun bir sistemin göbeğinde , sistemin bilgilerinin dikte edilerek , sistemi ayakta tutabilmek adına kullanılacak bireyler yetiştirmek gibi bir görev ruhu vardır sistem kurbanlarının . Ki , bu bireyler , kendileri zaten yaşam kurbanlarıdır ama, bunun bilincinde bile olamamışlıkları vardır üzerlerinde . Bu onların üzerindeki deli gömleği’dir ve o deli gömleğini , yeni yetişen nesillere aynen giydirmeye çalıştıklarının da ne yazık ki farkında bile değildirler . " susmayı " öğretirler en çok ... Günü geldiğinde " susma , sustukça sıra sana da gelecek " diye inleyen azınlıkta kalmış bir grup , bir de "susmayı iyi beceren" , edilgen , pasif , korkak , sistemin tüm akıl dışı , insanlık dışılıklarını rahatça içine sindirebilen yapıda , algı ve akıl yoksunu çoğunluklar oluşturulmuştur işte bu "YAŞAM" dediğimiz karabasanların orta yerinde ...

........... Yazımızın konusu oldukça geniş kapsamlı ve yaşamımızla iç içe olduğundan , birbirini takip eden yazılarla bu konuyu işlemeye devam etmeye çalışacağım ... Dilerim ki , tüm insanlık adına en büyük dert olan YAŞAM ve yaşama bakış , yaşamı algılayış , yaşamı sorgulayış konularında birazcık da olsa mesafe alabilelim . Üzerimize her gün özenle giydirilmeye çalışılan deli gömleklerinin farkına varabilelim ...

Şimdilik selam ve saygıyla ...

5 Aralık 2012 Çarşamba

Bir Yazarın Ölmeden Önceki 5 Dakikası


İyice yorgunum. Omuzlarımda, sanki yılların rehavetliği var. Çöküyorum… Girdiği bunalımdan çıkamayan bir varlığım, bunu biliyorum, ama varlık olduğuma inanmıyorum. Çünkü hiçbir varlık pes etmez, hep mücadele eder. Fakat ben bunu başaramadım. Üzgün olacağımı anladığım mutsuz anlarımda, somurtmuş bir bebek yüzü gibi güleceğime, ölen bir ihtiyar gibi, yelkenlerimi kapattım dünyaya…

Hep mutlu etmeye çalıştım kendimi. Çok yolunu denedim. Ama girebileceğim her sokak, sonsuz yoldu benim için. Gerçek bir girdaptı. Bu yüzden çaresiz kaldım hep.

Annem ve babamla mutlu olmayı denedim. Özellikle babamla. Bir babanın en büyük hayali, oğluyla maça gitmektir. Benim hayalim ise babamla maça gitmekti, onunla top oynamaktı. Ama ailemin kokusunu özleyen birisi olarak, Tanrı bana bu mutluluğu çok gördü. Babamla maça gitmek, top oynamak, uçurtma uçurtmak… gibi çocukluk hayalleri bir yana, babamın kokusunu merak ediyorum. Annemin de her gece üstümü örterek bana süt getirmesini. Ama bana süt getiren olmayınca, masama hep bir kadeh içki geldi. İçkiler devrildikçe, kafamı kaldıramayışımın yorgunluğunu damarlarım çekti.

Hayatın renklerine akmaya çalışırken, karşıma çıkan siyah perdeyi atlatamadım ve üzerime dolandı. İçinden geçtiğim halkalar, sesimi duyurmaya çalıştığım mağaralar, kadar genişte sanki. Aksine yaşayamadığım dar bir odaydı bu halkalar.

Bu hayatta, denemediğim tek şey kalmıştı, ama iyi ki denedim. Çünkü aşk bana göre değildi. Bana göre aşk; iki kişilik. Fakat aşkın kontejyanına kayıt yaptıran bir kız olmadı asla. Zaten, sevilmeyi bilen, sevmeyi de bilir.

Yani; sevmek güzel şeydir, seviyorsa sevilen…

Bıraktım sevmeyi, bıraktım artık yaşamayı. Başkası için yaşıyordum sanki. Tek sahip olduğum şey; kalemlerimdi. Kâğıtlarımı asla saymıyorum, çünkü onların bana bir yardımı yoktu. Çoğu kez, kullanılmış kâğıtlara yazıyordum. Ait olduğum baraka dünyanın, karalanmış sayfalarından kaçmak, bana hiç adil gelmezdi. Kalemimi, her elime aldığımda, mürekkebin rengi satırlar ilerledikçe, kendini tatlı bir ahenge bırakıyordu. Özgürlüğüm salıyordu kollarımı dünyaya… Duygulu cümlelerim yem oluyordu martılara… Ama nedense, o martılar hep göç ediyordu bulunduğu diyarlarından. Hiç biri, teşekkür etmek için pencereme gelmedi. Sanki yüzsüz davetsiz bir misafir gibi hep ben gittim. Sözlerim martıların yuvalarında sabahlıyorlardı… Ama sözlerimden bir kelime bile eksilmedi. Konuk misafir gibi olan sözlerim, cümlelerim, hazinem… sıcak geldi martılara ve sadece onlardan saygı gördü. Başka kimseden saygı görmedi…

Yazdıkça mutlu oldum ben… Hep mutlu olmam gerekirdi ama hep kısa sürüyordu, hüzünlü mutluluklarım…

Çocukları çok severdim. Gençliğim boyunca çocuklarla ilgilenmiştim, kalemime sahip çıkmaktan evlenmeye ne vakit kaldı, ne de . evlenmek için doğru düzgün bir kız vardı!

Hayatım boyunca tek hayalim vardı; babamla uçurtma uçurtabilmek… Ama hiç olmadı. Çünkü çocuk yuvasında yetişmiştim. Anneme ve babama neler oldu, bilmiyorum… Kendimi bildim bileli çocuk yuvasındaydım, kimse hayatımla ilgili bir şey bilmiyor gibiydi. Hiç kimse, bana babamı, annemi anlatmamıştı. . Ben de sormamıştım. Yıllarca soramamıştım. Anlatmalarından korkuyordum herhalde. Ya anlatsalardı…

Bakıcıların ve öğretmenlerin bizimle ilgilenmeleri beni sıkıyordu. Henüz çocuktum, pek bir şey bilmiyordum ama kendimi sahipsiz hissetmek, kendime hayvan sıfatını yakıştırmama neden oluyordu. Gerçi, hayvanların bile, iyi-kötü sahipleri vardır.

Sanki özgür olmak demek, sahipsiz olmak demek…



Uzun yıllar boyunca, kanserin tesirine esir düşen bedenim, yatalak bir şekilde hayatını sürdürdü. Hayatım, her aybaşı çarşafı yenilenen bir yatakta, tavanı izleyerek geçti. Hayatım boyunca yapmayı sevdiğim en büyük şey; düşünmekti… Beyaz tavana bakarak dünümü ve yarınımı düşünüyordum. Hep de susamaktaydım, som zamanlarda daha da susamaya başladım. Nedeni bilinmez, ağrılarım çoğalmaya başladı. Bakıcımın, birkaç gün önce parasını veremediğim için evi terk etmesiyle, yatak odamın karşısındaki mutfağa gidip su alamıyordum. Bakıcımın, kıyafetimi değiştirmeme yardımcı oluyor ve su getiriyordu. Yeri geliyor, yazdığım kâğıtları yayınevine götürüyordu. Fakat hiç ama hiç, . kötülüğü dokunmuyordu. Hiçbir şey söylemeden, gizlice çekip gitmişti.

Son birkaç saattir yorgunluğum kalmamış gibiydi, uykudan yeni uyanmıştım. Daha önceleri uyanınca, basket maçından çıkmış gibi kollarım ve bacaklarım ağrıyordu. Rüya görmekten ve düşünmekten de başım ağrıyordu artık. Fakat şu an hiçbir şeyim yoktu.

Öleceğimi anlıyordum… Yıllardır ilk defa garip bir durumdaydım. Evet, gerçekten ölecek gibiydim. Yutkunmakta zorluk çekiyordum. Daha doğrusu yutkunamıyordum bile… Tükürük bezlerim çalışmıyor gibiydi, hissetmiyordum dudaklarımı. Sanki iç organlarıma felç gelmişti.

Sol kolum ağrıyordu, zor bir şekilde, başucumdaki müzik setinin oynat düğmesine doğru kolumu uzattım ve düğmeye bastım.

Hayalimi düşünüyordum. Fakat hayallerim çoktan yosun tutmuştu… Ve hiçbir sabah, güneşle uyanmayacaktı. Bunu biliyordum… Ama en büyük hayalimi gerçekleştirme ümidim vardı. Bu imkânsızdı, yine de hayatımın enerjisiyle bunu gerçekleştirebileceğimi biliyordum. Fakat nasıl olacağını bilmiyordum!

Müzik setinde çalan klasik müzik ruhumu okşuyordu. Kasetin bitimine yakın, nihayet aklıma düşünceler yerleşmeye başlamıştı… Zar zor düşünüyordum, kendimi bir kuş gibi hafif hissediyordum ve de damağım kupkuruydu, gittikçe çürüyordu sanki.

Hayalimi gerçekleştirmeye karar vermiştim. Babamla uçurtma uçurmak, şu an için düşünülmesi bile gülünç olan bir saçmalıktı. Fakat ilk defa kendim için bir şey yapmak istedim.

Hep yazı yazmıştım, sadece ihtiyaçlarımı karşılıyordum. Uykularımı ve yemek yemeyi bile düşünmüyordum. Bunlar benim için ihtiyaç olmaktan çıkmıştı. Belki de bu yüzden kanser olmuştum. Yazmadığım bir şey kalmamıştı. Kendimi bile yazmıştım. Hatta ilk, kendimi yazmıştım. Daha sonra da kendimde yazacak bir şey bulamayınca . sıkılıp vazgeçmiştim.
Şimdi ise en büyük hayalimi yazmak istiyorum. Babamı ve uçurtma uçurttuğum o güzel saati, belki de dakikaları, saniyeleri… Hiç değilse saniyeleri anlatmak, okuması en keyif verici ve heyecanlı bir hikâye olabilirdi. Tat alarak yazacağım yazıya başlamak için, müzik setinin yanından bir tane mavi dolmakalem aldım. Kalemim doluydu. Fakat kâğıdım yoktu. Yatağın yanında, etrafında, üstünde, altında… hiçbir kağıt yoktu. Sadece yastığımın altında kâğıtlar vardı. Fakat kullanılmışlardı. Çaresiz onlara yazmak zorunda kaldım. Kalkıp yeni bir kâğıt bile alamayacak kadar kötüydüm. Diğer yandan da iyiydim. Çünkü öleceğimi biliyordum. Sanki Azrail, bana durumumu hissettiriyordu.

Kullanılmış bir . sarı kâğıda başlıksız ilk cümleyi yazmaya başladım. Kâğıdın sarılığı, zamandan kaynaklanıyordu. Uzun süre ellenmediği için, yastığımın altında sararmıştı. İlk cümle; hayal ettiğim babamın karakterini açıklıyordu. Saçlarının gürlüğü, yüzünün güzelliğini, beni sevdiğini… yazıyordum. Satırlar ilerledikçe babama olan merakım artmaya başladı ve sesli düşündükçe, sesim kısılmaya başladı.Babamla karşılaştığım ve uçurtmayı uçuracağımız parkı yazacağım cümleler, sabırsızlıkla yaklaşırken, boğazıma sert bir ağrı girdi.Ağrı ile birlikte nefes alamamaya başladım.Nefes alamıyordum.Nefes alamadığım için birkaç dakika sonra bayılacağımı ve öleceğimi biliyordum.Her geçen saniyede, yazmak istediğim yazının, yarım kalmaması için dua ediyordum.Ama ellerim yarım kaldı.Önce, kağıtları tutan sol elim, sonra da kalemi tutan sağ elim bacağıma doğru düştü, hikayem ve hayalim yarım kaldı…

25 Kasım 2012 Pazar

Suyun İnsan Hayatindaki Etkisini Biliyor Musunuz?


Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı tarafından kabul edilen Hayat Boyu Öğrenme (Comenius) programı kapsamında Sulusaray Ortaokulu'nun yapmış olduğu ve Ulusal Ajans tarafından kabul edilen "Suyun İnsan Hayatına Etkisi"...

 Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı tarafından kabul edilen Hayat Boyu Öğrenme (Comenius) programı kapsamında Sulusaray Ortaokulu'nun yapmış olduğu ve Ulusal Ajans tarafından kabul edilen "Suyun İnsan Hayatına Etkisi" başlıklı projenin ilk toplantısı Almanya'ın Stuttgart kentinde yapılacak.

 Konuyla ilgili AA muhabirine açıklama yapan Sulusaray Ortaokulu Müdürü ve Proje Koordinatörü Yaşar Taşkale, Almanya'da 23-28 Kasım tarihleri arasında ilk toplantısı yapılacak olan "Suyun İnsan Hayatına Etkisi" projesi kapsamında Sulusaray Ortaokulu'ndan 3 öğretmen ve 9 öğrenci olmak üzere 12 kişilik grupla katılım sağlayacaklarını, Almanya, İtalya, İspanya, Macaristan ve İsviçre'den gelecek olan okul ortakları ile yapılacak toplantının koordinatörlüğünü kendilerinin yapacağını söyledi.

 Comenius okul ortaklıkları, Avrupa kültürü ve değerlerini daha iyi anlama ve proje faaliyetlerini yürütme, planlama, sosyal beceriler ve ekip çalışmasıyla gençlerin ve eğitimcilerin yetenek ve becerilerini geliştirmeyi amaçlayan Avrupa Birliği'nin Hayat Boyu Öğrenme Programının bir parçası olduğunu belirten Taşkale, ayrıca bu programın ortak okulların katılımcılarına yabancı dili kullanmalarını ve dil öğrenimindeki becerilerini geliştirmelerini sağladığını kaydetti.
 Hazırladıkları proje ile suyun önemi konusunda öğrencilerin farkındalığını artırmayı ve su depolama oranını fark etmelerini amaçladıklarını anlatan Taşkale, şöyle devam etti:

 "Bu projeyle yaşam kaynağımız olan suyu bilinçli bir şekilde kullanmak için adım atıyoruz. Proje boyunca öğrenciler, sempozyum düzenleme,poster yayınlama, bölgelerinde anlatılan efsaneleri ve hikayeleri paylaşma ve web sitelerinde bir araya getirdikleri fotoğraf albümleri, resimler ve slayt gibi hazırladıkları ürünleri paylaşarak, suyun önemi ve azalan bir yaşam kaynağı olduğunun farkında olmaları hakkında öğrencileri bilgilendiren noktalara odaklanacaklar. Özetle, bütün Ortaklar esas olarak susuzluk, su kirliliği ve nasıl engel olmamız gerektiği üzerinde duracağız.
" -"Projemizi anlatan kitap yayımlamak istiyoruz

" Projenin web sitesini oluşturmak, proje logosu hazırlamak Comenius kulübü ve ilan panosu oluşturmak gibi faaliyetlerde bulunacaklarını belirten Taşkale, "Biz proje kapsamında her okulun öğrencilerinin proje hakkındaki duygu ve düşüncelerini anlatan bir günlük tutmalarını sağlayacağız. Ayrıca öğrenciler tarafından yazılan en iyi kompozisyon ve şiirler seçeceğiz. Okul gazetesi hazırlayıp dünya su gününü kutlamak gibi faaliyetlerin yanında sempozyum vererek bilinçli su kullanımı hakkında yerel halkta bir farkındalık yaratmak istiyoruz ve en sonunda bu çalışmalarımızı içeren bir kitap yayımlamak en önemli isteğimiz" dedi.

18 Ekim 2012 Perşembe

Libido Eksikliği Nedir?

Libido eksikliğini hafife almayın ve gelip geçici bir durum yerine bir sağlık problemi olduğunu kabul edin.

1- Fiziksel aktiviteyi artırın! Cinsel isteğiniz azaldığı zaman kendinizi adeta taşlaşmış gibi hissedersiniz. Böyle durumlarda harekete geçmek ve metabolizmayı çalıştırmak en doğru adım olacaktır. Koşarak ya da hızlı tempoda yürüyüş yaparak kendinizi fiziksel olarak zorlayın. Sporun ardından vücudunuzda salgılanan hormonlar, bedeninizle barışık olmanızı sağlayacak ve cinselliğe olan ilginizi artıracaktır.

2- Beklentilerinizde gerçekçi olsun! Yaşadığınız her cinsel deneyimin muhteşem olmasını beklemeyin… Yapılan araştırmalara göre cinsel deneyimlerin sadece yüzde 40’ı her iki taraf için tatmin edici oluyor. Yatakta işler yolunda gitmediği zaman bu durumu ti’ye almak; kendiniz gibi partnerinizin de rahatlamasını sağlayacaktır. Unutmayın ve diğer erkek arkadaşlarınızın kulağına da fısıldayın; her zaman her konuda mükemmel olamazsınız!

3- Hayal gücünüzü kullanın! Evlilik ve ilişki terapistleri, seks hayatınızı renklendirmek için size heyecan veren fantezileri keşfetmenizi öneriyor. Bunun için hayal gücünüzü devreye sokmanız yeterli olacaktır. Bir ilki gerçekleştirin ve partnerinize kadınların da ilgisini çekebilecek erotik bir film izlemeyi teklif edin. Bakarsınız bu deneyim aranızdaki kıvılcımı ateşlemeye yeterli olur!

4- Önceden planlayın! Cinsel ilişkinin kendiliğinden gelişen, spontane bir deneyim olduğu düşüncesini bir kenara bırakın. Ne zamandır size uğramayan seks dürtüsünü beklemekten yorulduysanız; bir an önce kontrolü ele geçirin ve gereken ortamı siz yaratın. Partnerinize alacağınız seksi bir hediye ve geçireceğiniz romantik bir gece, libidonuzu canlandırmak için iyi bir fırsat!

5- Vücudunuza konsantre olun! Erkeklerin çoğu, seksi sadece cinsel organlarıyla bağdaştırır. Oysa vücuttaki diğer erojen bölgeler de cinsel isteği artırmaya yardımcı olur. Cinsel tatmin söz konusu olduğunda, vücudunuzun diğer bölgelerine de konsantre olun.


6- Problemlerinizle ilgili konuşun! Seks üzerine konuşmak her ne kadar çiftler için çoğu zaman pek kolay olmasa da problemleri görmezden gelmek ve yokmuş gibi davranmak daha da kötü sonuçlara yol açabilir. Yataktaki gerilimi yumuşatmak için partnerinizle konuşun ve nelerin sizi heyecanlandırabileceğini anlatın.

7- Gece birlikte eğlenmeye çıkın! Tek düze sürülen gündelik yaşam, çiftler arasındaki elektriğin azalmasına neden olabilir. Arada sırada değişiklik yaparak gece dışarı çıkın. Partnerinizi her gün evde gördüğünüz halinden farklı olarak dışarıda görmek; ona olan ilginizi ve heyecanınızı kamçılayabilir.

8- Profesyonellerden yardım alın!
Libido eksikliğini hafife almayın ve gelip geçici bir durum yerine bir sağlık problemi olduğunu kabul edin. Evlilik ve ilişki terapistleri ile psikologlar; size bu konuda yardımcı olacaklardır. Eğer libido eksikliği hayatınızın bir parçası olmaya başladıysa; en kısa sürede profesyonellerden yardım alın.

Domatesin Mucizesi


Finlandiyalı bilim insanları 12 yıl boyunca sürdürdükleri araştırma sonucunda, domatesin felç riskini azalttığını gördü.

Finlandiya’da erkeklerde kalp-damar hastalıklarının incelenmesi için bin 31 erkeğin katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırma, domatesin felç riskini azalttığı bulgusunu ortaya koydu.

42 ile 61 yaşları arasında olan ve Finlandiya’nın Kuopio şehrinde yaşayan erkekler üzerinde yapılan araştırma, 1990’ların başlarında start aldı.

Araştırma katılımcılarının kanları, çalışmanın başında ve yedi yıl sonra tekrar alındı ve karşılaştırıldı. Denekler yaklaşık 12 yıl boyunca takip edildi.

Sonuçlar, likopen seviyesi yüksek olan erkeklerde felç riskinin yüzde 55 daha az olduğunu gösterdi.

Likopen en çok domateste bulunuyor. Karpuz, greyfurt, papaya ve mango da likopen yönünden zengin yiyecekler arasında.

16 Ekim 2012 Salı

Erol Günaydın Hayatını Kaybetti


Türk sinema ve tiyatrosunun duayenlerinden, 79 yaşında hayatını kaybeden Erol Günaydın için yarın Ses Tiyatrosu'nda tören düzenlenecek. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da katılacağı törenin ardından ünlü sanatçı toprağa verilecek.

Erol Günaydın, tedavi gördüğü Kadıköy Acıbadem Hastanesi'nde dün hayata gözlerini yumdu. Ünlü sanatçının ölümü yakınlarının yanı sıra sevenlerini de yasa boğdu. Günaydın için son görev yarın yapılacak. Ses Tiyatrosu'nda düzenlenecek törene Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da katılacak.

Törenin ardından ünlü sanatçı için ikindi namazını müteakip Teşvikiye Camii'nde cenaze namazı kılınacak. Günaydın namazdan sonra toprağa verilecek.

1 Ekim 2012 Pazartesi

2011'in Sağlığa Zararlı Filmleri Açıklandı

2011'de vizyona giren ve fazla gişe yapan genç ve çocukların da izleyebileceği yaş kategorisine uygun Hollywood filmlerinde 1 yıl öncesine oranla fazla sigara içildiği belirlendi.

ABD'nin San Fransisco kentindeki California Üniversitesi'nde yapılan araştırmada 2011'de vizyona giren ve fazla gişe yapan genç ve çocukların da izleyebileceği yaş kategorisine uygun Hollywood filmlerinde 1 yıl öncesine oranla fazla sigara içildiği belirlendi.

Araştırmaya göre 2010'a göre yüzde 7 artışla 2011 'deki gişede başanlı olan 134 filmde 1900 sigara içme ya da yakma sahnesi yer aldı. Sigara içilen sahnelerin çoğunun gençleri olumsuz yönde etkileyebileceğini savunan aktivist ve kamu sağlığı uzmanlan endişelerini dile getirdi ve yetkililerden önlem almalannı istedi.
Araştırma ekibinin başındaki Dr Stanton Glantz 'Hollywood bu soruna hâlâ çare bulamadı. Sinema sektörü bu konuda birlik olup gerekeni yapmalı" dedi. Time Warner, Disney ve Comcast sigara konusunda "azaltma politikası" uygularken Viacom, News Corporation ve Sony böyle bir politika uygulamıyor.

BU FİLMLERE DİKKAT!
  • * X-Men: First Class (X-Men: Birinci Sınıf)
  • * Cowboys & Aliens (Kovboylar ve Uzaylılar)
  • * Green Hornet (Yeşil Yaban Arısı)
  • * The Twilight Saga: Breaking Dawn-Part 1 (Alacakaranlık Efsanesi: Şafakat Vakti-Bölüm 1)
  • * The Help (Duyguların Rengi)
  • * Midnnight in Paris (Paris'te Gece Yarısı)
  • * Hugo

26 Eylül 2012 Çarşamba

Vize İstemeyen Ülkeler

Çok üzücü ki Türkiye vatandaşı olarak vize sıkıntısı yaşıyoruz. İstediğimiz an bir yere gitme lüksümüz yok. Hatta illa aldığın ülkeden girmek durumundasın gibi psikolojik bir baskı bile var. Pasaport kontrolünde sorular sorular. Ne için geldin, ne kadar kalacaksın, nerede kalacaksın, dönüş biletini göster. Biletini neyle aldın, kaç para ödedin? Almadan evvel bin ayrı evrak, yok bankada para bulundur, ev tapuları, araba ruhsatları, hazırla dur. Sonra da dua etmeye başla inşallah uzun süreli verirler diye. Bildiğin eziyet. Bir de vize istemeyen ülkeler var geçtiğimiz birkaç yılda sayıları biraz daha arttı. Ancak Bakın bakalım ilginizi çeken bir ülke var mı içlerinde. Ya da muhteşem memleketler ancak o kadar uzaklar ki uçak biletleri servet boyutunda. Mesela listedeki Hırvatistan bizimle aynı anda Avrupa Birliği ülkesi olmak için başvurdu ve çok yakında bu listeden çıkıp schengen ülkesi olacak. Vize şartı gelmeden gidip görmeli.  Özellikle Dubrovnik uçak biletinizi alıp, şu an oldukça popüler olan bu destinasyonda keyifli bir tatil geçirebilirsiniz. Bir de Balkanlar için bolca tur var, 7-8 günlük muhteşem turlar. Kaçırmamak lazım. Listeyi dış işleri bakanlığının web sitesinden aldım. Sürekli güncellenmekte olduğu notu ile birlikte.

Arjantin
Antigua- Barbuda
Arnavutluk
Bahamalar
Bahreyn (Vizeyi ülkeye girdiğiniz an, giriş kapısında alabilirsiniz)
Barbados
Belize
Bolivya
Bosna-Hersek
Brezilya
Ekvador
El Salvador
Fas
Fiji
Filipinler
Guetemala
Güney Afrika Cumhuriyeti
Güney Kore
Gürcistan
Haiti
Hırvatistan
Honduras
Hong Kong
İran
Jamaika
Japonya
Karadağ
Kazakistan
Kenya (50 USD karşılığı, giriş kapısında vize alınabilir)
Kırgızistan
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Kolombiya
Kosova
Kosta Rika
Libya
Lübnan
Makau Özel İdare Bölgesi
Makedonya
Maldivler
Malezya
Mauritus
Nikaragua
Palau Cumhuriyeti
Paraguay
Rusya Federasyonu
St. Vincent-Grenadines
St. Lucia
Seyşeller (Sınır kapısı girişinde vize alınabilir)
Singapur
Sırbistan
Solomon Adaları
Sri Lanka
Suriye
Svaziland
Şili
Tayland
Trinidad-Tobago
Tunus
Tuvalu
Ukrayna
Uruguay
Ürdün
Venezuela
Vietnam
Zambiya (Sınır kapısı girişinde vize alınabilir)

25 Eylül 2012 Salı

Neşet Ertaş Vefat Etti

Anadolu bozkırının sesi, abdal geleneğinin son temsilcisiydi. Neşet Ertaş Türk halk müziğinin abidesi ve en değerli bestecilerinden biriydi. 1938 yılında Abdallar Köyü'nde doğan Ertaş, halk ozanlığını dünyaya geldiğimde sazı göbeğime koymuşlar diye  anlatırdı. "ruhumun aynasıydı" diye tanımladığı ses sanatçısı babası Muharrem Ertaş ile birlikte düğünlere giderek bozlak türküleri söyledi.
14 yaşında gurbetle tanıştı. İstanbul'da ekmeğini kazanmak için her işi yaparken sesini ve sazını duyanların telkiniyle ilk plağını yaptı. Neden garip garip ötersin bülbül türküsü ile birlikte Neşet Ertaş efsanesi başladı. Sayısını kendisinin bile bilmediği besteleriyle aşkı, sevdayı ve insanı anlattı.
Ertaş koruduğu Kırşehir dili ve bütünüyle kendisine ait olan saz bağlama akordu ile sazda sık duyulmayan bir ses zenginliği yarattı.

Seyircisine duyduğu saygı, insanlığa duyduğu sevgi ve mazlum olana dönük sevdasıyla bilinirdi. Hemen her parçasında kendini "Garip" diye tanımlardı. "Kimdi o Garip?" diye sorulduğunda ise aşağılanıp, hor görülen abdallar adına kendine garip dediğini söylerdi. O da bir abdal gibi yaşadı. Şarkılarına telif ödenmediği için içlense de hiç şikayetçi olmadı.  
Ertaş mütevazi yaşamı ve kendi toprağına duyduğu sadakatla bilindi. Devlet sanatçılığı teklif edildiğinde, "devlet sanatçısı olmak ayrımcılığa yol açar, ben halkın sanatçısı kalmayı tercih ederim" diyerek bu ünvanı ve devletten para almayı reddedecekti.
Ertaş bozlak türkülerini feryat olarak nitelerdi. Anadolu insanının acı ve kederini dile getiren en unutulmaz feryat onun sesiydi.
Uzun süren tedavisi İzmir'de noktalandığında Türkiye halk müziğinin yaşayan en büyük efsanesini, bozlak türküleri benzersiz icracısı ve bestecisini, Anadolu insanı ise feryadını yitirdi.
Baba ocağı Kırşehir'e gömülecek
Bir süredir rahatsızlığı nedeniyle İzmir’de tedavi görürken hayatını kaybeden Kırşehirli ünlü saz ve söz ustası Neşet Ertaş doğduğu Kırşehir’de toprağa verilecek.
Kırşehir Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci, türkü pınarı, büyük ozan Neşet Ertaş’ın vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirterek, “Sevenlerinin ve Kırşehirlilerin başı sağolsunö dedi. Başkan Bahçeci, Neşet Ertaş’ın cenazesinin yarın Kırşehir’e getirileceğini ve Cacabey Camii’nde kılınacak namazın ardından Bağbaşı Mezarlığı’ndaki babası Muharrem Ertaş’ın yanına defnedileceğini söyledi. Ünlü bozlakçı Neşet Ertaş’ın adının Kırşehir’deki caddelerde, okullarda ve babası Muharrem Ertaş’la birlikte bir de anıtı bulunuyor. Neşet Ertaş’ın cenazesine Kırşehir’den ve dışarıdan binlerce seveninin katılacağı bildirildi.
Erdoğan cenazeye katılacak
Bu arada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sanatçı Neşet Ertaş için yarın Kırşehir'de düzenlenecek cenaze törenine katılacak. Edinilen bilgiye göre, Başbakan Erdoğan yarın Kırşehir'e gidecek. Erdoğan, Kırşehir'de ikindi namazına müteakip Neşet Ertaş için kılınacak cenaze namazına katılacak.

13 Eylül 2012 Perşembe

MÜSLÜMANLARIN MASUMİYETİ FİLMİ İSLAMA HAKARET EDİYOR


"Muslim News"un editörü Ahmed Versi, "Müslümanların Masumiyeti" filmini izlediğini ve filmi nefret uyandırıcı ve mide bulandırıcı bulduğunu ifade etti.
İngiltere'deki Müslümanlar için basılan en yüksek tirajlı gazete "Muslim News"un editörü Ahmed Versi, Libya'da ABD Büyükelçisinin öldüğü şiddet olaylarına başvuranların azınlığı oluşturduğunu, ancak Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerde protestoların devam etmesinin beklendiğini söyledi.

Versi, AA'ya yaptığı açıklamada, Hz. Muhammed'e hakaret içeren "Müslümanların Masumiyeti" filmini izlediğini ve filmi "nefret uyandırıcı ve mide bulandırıcı" bulduğunu ifade etti.

Filmin Müslümanları kışkırtmayı hedeflediğinin açık olduğunu belirten Versi, dünyadaki birçok Müslümanın filme şiddete başvurarak tepki göstermediğine dikkati çekti.

Şiddete başvurarak tepki gösterenlerin azınlığı oluşturduğunu vurgulayan Versi, bu azınlığın öfkesini kontrol etmenin zor olduğunu kaydetti.

ABD başta olmak üzere bazı ülkelerdeki Müslüman liderlerin ve kuruluşların ABD Büyükelçisinin öldürülmesini ve şiddet olaylarını kınadığını söyleyen Versi, "Ancak şiddet kullanmayı tercih edenler itidal çağrılarını dinlemeyecektir" dedi.

Ahmed Versi, ABD ordusunun bulunduğu Afganistan ve Pakistan gibi ülkeler ile Hindistan ve Endonezya gibi Müslüman ülkelerde şiddet olaylarıyla sonuçlanabilecek protestoların devam edebileceğini kaydetti.

ABD'nin olaylara neden olan filmi kınadığına ancak yasaklamadığına dikkati çeken Versi, "ABD Libya'da kendi personelini öldürenlerden intikamını alacaktır. Aynı şeyi Mısır'da da yapması muhtemel" diye konuştu.

Mısır'da ve Libya'da filme şiddete başvurarak tepki veren Müslümanların davranışlarının kınanması gerektiğini söyleyen Versi, "Ancak barışçıl protestolara izin verilmeli. İfade ettiğim gibi şiddet olaylarına başvuranlar azınlık, çoğunluk değil" dedi.

Gazetesinde bu olayı nasıl işleyeceğinin sorulması üzerine de Ahmed Versi, "ABD ve İngiltere'deki Müslüman kuruluşlardan görüşler alarak ve Libya hükümeti yetkililerine ulaşıp onların görüşlerine başvurarak bu haberi okuyucularımıza aktaracağız" yanıtını verdi.

2 Eylül 2012 Pazar

İSLAMDA CİNSELLİĞİN TÜM DETAYLARI

Adetli veye lohusa kadınla cinsel ilişkinin kefareti nedir ?
Allah Resulu buyuruyor:
"Karısıyla hayız halinde, adetin ilk günlerinde ilişkide bulunursa bir dinar, son günlerinde bulunursa yarım dinar sadaka verir."

Fıkıh kitaplarında, "Eğer kan kırmızı veya siyah ise bir dinar, sarı ise yarım dinar sadaka vermesi müstehap olur" denilmektedir.

Eğer bir müslüman adet halindeki hanımıyla ilişkide bulunmuşsa önce tevbe etmesi gerekir. Sonra da yukarı da belirtildiği üzere fakirlere sadaka vermesi gerekir. Bu sadkayı her iki taraf da verir.

Adetten sonra yıkanmadan cinsel ilişki 
Hanefi alimlerine göre, adet hali olan kadının hayız süresinin en çoğu olan on gün geçerse, kan da kesilirse yıkanmadan cinsel ilişkide bulunabilinir.
Şafii ve Maliki alimlerine göre ise, yıkandıktan sonra cinsel ilişkide bulunabilinir.

Bazı alimlere göre de yıkanması gerekmez, yalnız cinsel organının yıkamakla cinsel ilişki helal olur.

Bu farklılık "Onlar temizleninceye kadar yaklaşmayınız" (Bakara Suresi: 222) ayetindeki temizlik anlayışından kaynaklanmaktadır. İmam-ı azama göre buradaki temizlik hayzın kesilmesi demektir. Dolayısıyla adet bitiminden sonra yıkanmadan cinsel ilişkide bulunmak caizdir. Ancak yıkanmak müstehaptır.

Arefeyi bayrama bağlayan gece cinsi münasebet olur mu?
Bunda bir günah yoktur. Fakat o geceyi ibadetle geçirmek daha güzeldir.

Kadına Arka Organdan Yaklaşmak 
Kadına arka organdan temas ne şekilde olursa olsun kesinlikle haramdır. Şayet kadın bu işe razı olacak olursa, o da büyük günaha ortak olur. Eşler arası bile olsa anal ilişki livata olarak adlandırılmış olup, yasaklanmıştır.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele!" (Bakara Suresi : 222- 223) .
Cinsel ilişki çocuğun çıktığı yerden olmak şartıyla ister kadının yüzü dönük olsun size, isterse arkası, Cenab-ı Hak (C.C.) helal olan yere ekin tarlası diyor. Yani çocuk yetişen doğum olan yer, bunun dışında herhangi bir yerden varmak haramdır.

Allah Resulu buyuruyor:
"Kadınlara arkadan varmayınız."
"Kadınlara arkadan yaklaşana lanet edilmiştir."
"Allah'ın size emrettiği yerden kadınlara yanaşın."

Erkeğin cinsel organının sünnet kısmı kadının arka organına sokulmasıyla bu haram işlenmiş olur.

Karısının tenasül uzvunu bırakıp da livata edenlere, şiddetli tazir lazım olur.
Cinsel Görevden Kaçınma
Kadının cinselliğinden yararlanmak kocanın hakkı olduğu gibi, erkeğin cinselliğinden yararlanmak da kadının hakkıdır.
Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları varsır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bir derece daha fazladır." (Bakara Suresi : 228)
Bu ayette bahsedilen bir derece, cinsellik konusunda değildir. Cinsellik konusunda erkek-kadın eşittir. Erkeğin bir derece daha haklı olduğu konu onun kadını gözetmesi, malını koruması, onu idare etmesi, ailenin yükünü çekmesi açısındandır.
Allah Resulu buyuruyor:
"Kadın kocasının izni olmadan (farz oruç dışında) oruç tutar da orucu sebebiyle kocasının arzularını karşılamaktan kaçınırsa Allah ona üç haram işin günahını yükler."
"Kişi cinsel ilişkide karısını çağırdığı zaman karısı ocak başında yemek pişiriyorsa da kocasının davet cevap versin."
"Kişi karısını yatağa çağırdığı zaman (bir özrü olmadan) kadın gelmekten kaçınır, kocası da bu sebeple ona kırgın olarak gecelerse, melekler sabaha kadar o kadına lanet ederler."
"Size cennetlik kadınları tanıtayım mı? Onlar bir hata ettikleri veya kocaları tarafından bir haksızlığz uğratıldıkları zaman kocalarına karşı: "Seni hoşnud etmedikçe uyumayacağım diyebilen kocalarına düşkün kadınlardır."
Aynı şekilde kocanın cinselliğinden yararlanmakda kadını hakkıdır. Bu hakkını almasına yardımcı olmak da kocasının görvidir. Kocanın bu görevini yapmaması, onu suçlu ve günahkar yapar. (Tefsir-i Kurtubi 3/124) Hatta koca cinsel görevini yapamadığı zaman kadın mahkemeye başvurup boşanabilinir. bu hak erkeğe de verilmiştir.

Cinsel ilişki 
Başlangıç Safhası: Terketmek erkek için kabalık, kadın için eziyettir. Beş duyudanda faydalanmalıdır.
Görme
İlişki öncesi gözler cinsel hisleri tahrik edecek şeyleri görmeli.
Vakit gece ise, fazla ışıklı olmaması, ışığın söndürülmesi veya ışığın az olması uygundur.
Kadında veya erkekte ister giyinik ister çıplak olsun gözleri rahatsız edecek, az-çok soğukluk etkisi yapacak görüntüler olmamalı.
Kadının -dışarıya değil- erkeğine karşı süslenmesi gerekir.
Duyma 
İlişki öncesinde can sıkıcı sözler olmamalı
Gönül alıcı fısıldaşmalar, tatlı bir sohbet en azından sevgi dolu birkaç söz.
Koklama 
Güzel kokular etkileyicidir. Bu inceliği bilen kadın, o anda güzel kokularla kokulanmayı da ihmâl etmez.
Bedenin temizliği ve hoş olmayan kokudan arınmış olması da yeterlidir.
Eşlerin temiz vücudlarından birbirine verdiği fıtrî ve tabii kokunun, başlıbaşına te'sirli bir gücü vardır.
En çok rahatsız edici kokular, ağız kokusu ile ağır ter kokusudur.
Vücudda fazla ter toplayan koltukaltı ve kasık bölgeleri, haftada bir tıraş edilmeli ve yıkanmalıdır.
Tatma 
Dişler fırçalanmalı veya misvâklanmalıdır.
Ağızda soğan sarmısak veya sigara kokusu rahatsız edicidir.
İlişki başlangıcında ağız bölgesinin, dil ve dudaklar çevresinde yaptığı temaslar da, tatma hissinden gerekli zevki almaya yeterlidir..
Dokunma ve Okşama: 
İlişkiye hazırlanmada "aşk oyunları" denilen en te'sirli yöntem vücudun çeşitli yerlerine yapılan dokunma ve okşama işidir. Bunun için önce yeteri kadar soyunmuş olmalıdır.
Üst vücudda bir iç elbisesinden başkasını bırakmamak, hattâ vaziyete göre, yatak içinde soyunmuş olmak, ilişki zevkinin ziyâdesiyle yaşanmasını sağlar.
Dokunma ve okşama vazifesi, kadından çok erkeğe düşer.
Kadında omuz ve dizlerden mahrem yerlere kadar birçok bölge, okşanmaya karşı hassastır. Temas ve taramalar, çevreden merkeze doğru kayarak, kadında asıl temâs için kuvvetli bir arzu belirinceye kadar devam etmelidir.
Hassas Bölgeler:
Öpüşme : Hem cinsel beraberliği başlatır, hem de orgazma varmada önemli bir rol oynar. Dudaklar ve dil, en duyarlı bölgelerdendir. Özellikle alt dudakların ve dilin emilmesi, kadınlar için cinsel hazzı artırıcı etki uyandırır.
Klitoris : Bu, kadınlık organının üst tarafında bulunan bir çıkıntıdır. Cinsel uyarma sonucu kabarır. Kadın vücudunun en duyarlı noktası olduğu için, hafifçe okşamalıdır!
Göğüsler : Kadınların meme uçları adeta birer klitoris görevi görür ve uyarılmaları kadına büyük haz verir. Aynı şekilde, memelerin koltuk altlarına doğru uzanan yan kısımları ile iki memenin ortası, bir de altlarındaki yuvarlıklar, hassas ve uyarıya açık bölgelerdir.
Diğer Bölümler : Bacak araları, göbek yuvarlağı, kulaklar, boyun, ense, sırt.
Okşama Şekli 
İlişkiden önce, hassas bölgelerin hafif okşamalarla tahrik edilmesi gerekir.
Okşamaya, en hassas bölgelerden başlanmaz. Daha az hassas bölgelerden başlayarak, en hassas bölgelere, merkeze doğru kaydırılan yumuşak bir okşama idealdir.
Oral Seks 
Son zamanlarda, sapık kimseler arasından yaygınlaşmıştır.
Oral seks denilen, erkeklik uzvunu kadının ağzına alması dini açıdan çok çirkindir.
Oral seks sağlık açısındanda tehlikelidir. Aids hastalığının bu yolla da bulaştığı tespit edilmiştir
Erkeğin kadının organını öpmesi yalaması da aynı derecede tehlikeli ve çirkin bir harekettir.
İlişki Safhası 
Şehvet hislerinin iyice uyanmasıyla, kadının mahrem bölgesinde birleşmeyi kolaylaştırıcı mezi denilen sıvı çıkar.
Kadın o anda cinsî his bakımından zayıf olur veya yeterince tahrîk edilmemiş bulunursa, böyle bir sıvı görülmez.
Eşler, arzu ettikleri temas şeklini tercih ederler.
Temas safhasında en mühim mes'ele, erkeğin acele etmemesidir.
O halde erkek, zaman zaman duraklamalar ve ihtiyatlı tavırlarıyla, sondaki "orgazm" durumuna gelmeyi geciktirmeli, bu noktada kadınla beraberliği sağlamaya çalışmalıdır.
Esas itibariyle birleşmenin sorumluluğu da erkeğe düşer. Erkek, birleşmeye doğru yönelirken, kadının bunu anlayacağını sağlayacak hareketler yaparak onu hazırlamalı, aynı zamanda da, yavaş hareketlerde bulunarak "birleşme" durumuna geçmelidir.
Birleşme sırasında da, kararlı ama yumuşak olmaya çalışmalı, tedricen yaklaşmalı, başlangıçtaki yavaş hareketlerin temposunu yavaş yavaş artırmalıdır.
Yeterli ön hazırlık ve aşk oyunları izlenince, uygun bir birleşme, birleşmenin en önemli noktası olan "birleşmede orgazm" veya "aynı anda orgazm" denen sonucu sağlar.
Orgazmın verdiği yorgunluk ve "uyuşukluk" içinde, çok yavaş hareketlerle öpüşme ve okşamaları sürdürmek, bu arada da hafif ve müşfik bazı sözler söylemek, eşler için hem orgazmın tam doyumuna vardırıcı, hem de onları rahatlatıcı olur.
Cinsi ilişkinin baştan sona normal bir bütün hâlinde, onbeş-yirmi dakika sürmesine ihtiyaç vardır. Bu müddet, duruma göre uzayıp kısalabilir.
Boşanmadan sonra erkek, hemen çekilmemeli, bir müddet daha kadınla berâber kalmalıdır.
Orgazmdan sonra genel olarak erkekler, baştakine benzer bir sevgi ve ilgi göstermeyi ihmâl ederler. Kadın ise bu ândan sonra da, sevgi kucağında bir miktar daha eğlenmeyi arzular. Bu kısa bekleşmenin ihmâli, kadının canını sıkar.
Erkek, eşinin bu ândaki haklı arzusunu da ondan esirgememelidir. Son safhadaki bu tabiî arzuya cevap vermek için, yerine göre bir kendine çekiş, kucaklayış, bir bûse ve okşayış da kâfi gelebilir.

Pozisyonlar 
Evlilik hayatı boyunca cinsî münâsbetlerin, şeklen değişmeyen bir vaziyette devam etmesi bıkkınlığa sebeb olabilir. Bunun içindir ki, zaman zaman farklı şekil ve vaziyetleri kullanmaya ihtiyaç görülür.
Zamanla değişen lüzum ve ihtiyaca göre, kadına zahmet vermeden daha uygun vaziyetler seçmek, (sırtüstü, yanüstü, dizüstü çeşitli haller) eşlerin tercihine kalmıştır.
Genel tercîhler kadın altta yüzyüze ve malûm vaziyette olmakla beraber - döl yolundan olmak şartıyle- çeşitli şekiller mümkün ve meşrûdur.
Birincisinde kadın sırt üstü yatar, erkek kadına yüzü dönük olarak üstten yaklaşır. En uygun olanı budur.
İkinci pozisyonda ise, kadın üstte olur ve serbestçe hareket ederek cinsî temasta motor rol oynayabilir.
Orgazma, boşalmaya yakın pozisyon değiştirmek iyi olur. Boşalma anında kadının üste olması her ikisine de sıkıntı verir. Boşalma esnasında kadının altta erkeğin üste olup, boşalmadan sonra bir müddet o halde kalmaları eşleri rahatlatır. Fakat bütün ağırlık kadının üzerine verilirse, rahat olması gereken hassas bir zamanda kadına sıkıntı verilmiş olur. Bunun için erkeğin diz ve dirsekler ile yataktan destek alıp yükünü hafifletmesi gerekir.

Cinsel İlişkide Eşlerin Başkalarını Hayal Etmeleri 
Eşler cinsel ilişkide bulunurken erkek hanımını tanıdığı güzel bir kadın diye hayal etmesi, kadının da kocasını başka bir erkek diye hayal ederek sevişmesi, cinsel ilişkide bulunması haramdır.
İbn-i Abidin bu, suyu şarap olarak düşünüp şarap niyetiyle içmeye benzer. O, haram olduğu gibi bu şekilde cinsel ilişkide haramdır. (İbn-i Abidin:6/372))

Bu tür davranışları ailelerin yıkılmasına sebep olacağı için İslam yasaklamıştır.

Cinsel İlişkide Müstehab ve Mekruhlar
Müstehab Olanlar 
Eûzü-Besmele'yle başlamalıdır.
Niyet zinâdan korunmak ve hayırlı evlat yetiştirmek olmalıdır.
Başlamadan önce, kadınla kâfi miktâr oynaşmak ve kadında kuvvetli bir arzu belirdikten sonra başlamak gerekir.
Acele etmemeli, kadının da tatmin olması beklenilmeli
İlişki bitince hemen çekilmemeli, biraz daha birlikte kalmalıdır.
Tekrar ilişkide bulunmak veya uyumak için, hemen avret yerlerini yıkamalıdır.
Ayrıca abdest almak veya gusletmek lâzım değilse de iyi olur.
Cinsel ilişkiden sonra hiç biri yapılamazsa hiç olmazsa yatak avuç içi ile silinmelidir ki....
Pazartesi ve cuma geceleri olması iyidir. Diğer geceler de câizdir.
Mekruh Olanlar
Kıbleye ayak dönmek.
Yorgan ve benzeri bir örtü olmadan, açık olarak çırılçıplak olarak cinsel ilişkide bulunmak.
Tam ilişki hâlindeyken konuşmak, gülmek, sesi yükseltmek Konuşma ve fısıldamalar, başlangıç sırasında olmalıdır
Eşinin ve kendinin avret uzvuna bakmak. İhtiyaç hâlinde karı koca birbirine tepeden tırnağa bakabilir.
Kamerî ayların ilk, orta ve son gecelerinde cimâ etmemelidir!
Eşler arasında geçen cinsî ilişkilerle ilgili mahrem sırların başkalarına ifşâ edilip yayılması haramdır.

Cinsel İlişkiden Önce Besmele Çekmek 
Cinsel ilişkiden önce besmele çekmek müstehaptır. Sonra şu duayı okur:
Bismillhi, allahumme cennibna-ş şeytane ma-rezektena"
Bu müstehap ve cinsel ilişkinin edeplerindendir.

Erkek Hanımının Göğsünden Süt emse 
Kadının memesinden süt emmek veya içmek, süt anne ve süt evlatlığı için yeterli değildir.
Süt emen kişi iki yaşını doldurmamış olması gerekir. Bu itibarla hanımının göğsünü emen erkeğin süt evladı olması düşünülemez.
Bir erkek hangi sebeple olursa olsun, hanımının memelerinden emse zevciyat hayatlarını devam ettirmelerine bir engel teşkil etmez. Günah değildir.

Evlilikte Cinsel Hayat
Cima, kadınla erkeğin cinsi temasta bulunmasıdır. İslamiyet, müminleri evlenmeye teşvik etmiştir. Evlilik sayesinde cisi arzular tatmin edilir, iffet ve namuz korunur, neslin devamı mümkün olur.
İslam'a göre cimâ'ın da bir takım adabı vardır. Bunlar; birleşmeden önce euzü-besmele çekmek; örtü altında olmak; kıbleye karşı olmamak; aybaşı halinde yapmamak, dübürden sakınmak, kadına yumuşak davranmak; o da ihtiyacını giderinceye kadar terketmemek; ikinci defa ilişkide bulunacaksa eteğini yıkamak; gecenin başlangıcında ilişkide bulunacaksa uyumadan önce yıkanmak, hiç değilse abdest alıp öyle uyumak; sevgi ve ilgiyi artırıcı hareketlerde bulunmak.

Cenab-ı Hak buyuruyor: 
Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. müminleri müjdele!.(Bakara Suresi :223)
İslam cinsi arzuların meşru yoldan giderilmesini ister. Kadına dübürden yaklaşılma yasaklanmıştır.

Cenab-ı Hak buyuruyor:
Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever."(Bakara Suresi :222)"

Bu bildiğimiz tenasül yoludur. Arka yoldan yaklaşmak doğru değildir.

Peygamber Efendimiz buyuruyor:
Hanımına arka yoldan yaklaşan kimse lanete uğramıştır.
Erkeğe veya veya kadına arka yoldan yaklaşan kimseye Allah, rahmet bakışıyla bakmaz" Eşler arası dahi olsa anal ilişki livata olarak adlandırılmış ve yasaklanmıştır. (2)

Son yüzyıllarda Batı dünyasında slogonlaşan cinsi serbestli akımı, bir çok sapıklığın, doğal olmayan ilişkileri iğrenç zevklerin yayılmasına, önü alınmayan hastalıkların, ruhi bunalımların baş göstermesine yol açmış, hatta bundan bütün dünya ülkeleri zarar görmeye başlamıştır. İnsanların cinsel ihtiyaç ve isteklerini gayrimeşru yoldan karşılayan, sömüren yeni yeni ticari faaliyet alanları ve sektörler ortaya çıkmaktadır. Toplumumuzda evlilik içi huzursuzluk ve tatminsizliklerde de bu dış yayın ve telkinlerin önemli payı vardır. (2)

Cinsi münasebetten sonra gusletmek farzdır.
Fuhuş - Fahişe 
Fuhuş, bir meslek ya da alışkanlık olarak para ya da başka değerler karşılığında genellikle eş ya da arkadaş dışındaki kişilerle ve hemen hiç ayrım gözetmeksizin cinsel ilişkide bulunmadır. Fuhuş kelimesi, gayri meşru cinsel ilişkiyi, gerek söz ve gerekse fiillerdeki her türlü çirkinliği, edepsizliği, hayasızlığı, söz ve davranışlarda sınırı aşmayı kapsayan bir tabirdir.
Her türlü ahlaksızlık, homoseksüellik, kötü huykluluk, çıplaklık, açıklık, terbiyesizce konuşma, bu ahlaksızlıkları toplum içinde yaymaya çalışmak, karşı cinslerin birbiriyle diledikleri gibi eğlenmeleri aynı şekilde fuhuş terimini kapsar.

Çevremizde zina eden kadınlar, bu adla adlandırmak yaygın isede, kelimenin kapsamı bundan çok daha geniştir. Allah'ın, yapılmasını yasakladığı her şey bu kelimenin şümulüne girer. Ancak biz burada konuyu zina anlamında ele alacağız.

Fahişeler, çoğunlukla ekonomik durumları kötü, geçimlerini sağlayacak becerilerden yoksun ve evli olmayan kadınlar arasından çıkar. Çoğu kadın fuhuş ve bağlantılı suçlar ortamına erken yaşta çekilir. Fahişeler çoğunlukla bir kadın simsarı, genelev ya da randevu evine bağlı olarak çalışırlar. Kazançlarının büyük bölümünü de kalacak yer, randevu sağlanması ve korunma karşılığında paylaşmak zorunda kalır. Sağlık sorunları arasında gelişigüzel cinsel ilişki yoluyla kapılan zührevi hastalık, uyuşturucu alışkanlığı ve ruhsal problemler sayılabilinir.

Erkek fuhşu çoğu toplımda kamuoyunun dikkatini daha az çekjer. Heteroseksüel erkek fuhşu (erkeklerin kadınlara satılması) çok enderdir. Buna karşılık son yıllarda özellikle büyük kentlerde homoseksüel erkek fuhşu yaygınlaşmaktadır.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur. (Isra Suresi /32)


Resulullah buyuruyor:

Bir milletin içinde zina (fahişe) ortaya çıkıp nihayet o millet, bu suçu aleni olarak işlediğinde, mutlaka bulaşıcı ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır. (Ibn-i Mace, Fiten, 22)


Hz.Lut (a.s.)'ın kavmi arasında yaygın olduğu bilinen "homoseksüellik" fahiş günahlardan sayılmış ve bu suçu işleyenlere çok büyük cezalar verilmiştir.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız? Siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız? Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz! Kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride kalmasını takdir ettik. Onların üzerlerine müthiş bir yağmur indirdik. Bu sebeple, uyarılan (fakat aldırmayan) ların yağmuru ne kötü olmuştur! (Neml Suresi 54-58)


İsalam'da fuhuş kınanmış, bunu yapanlara dünya ve ahirette büyük cezalar verilmiş, zina yapanlar erkek ve kadın ancak bir müşrik veya kendisi gibi zinakara layık görülmüş toplum da bu gibilerei dışlamış, kınamış ve aşağılamıştır.

Cenab-ı Hak buyuruyor :

Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır. (Nur Suresi 3)

Diğer Din ve Kültürlerde Fuhuş 
Bazı eski kültürlerde fuhuş genç kızlar için bir ergenlik ayini ya da çeyiz edinme aracı olarak zorunluydu.
Budizmde ifuhuş yasaklanmışdı.
Eski Yunanlılar ve Romalılar arasında fahişeler ayırt edici giysiler giymek ve ağır vergiler ödemekle yükümlü tutulurdu.
Ortaçağ Avrupa'sında kilise yöneticileri tövbekar fahişeleri topluma kazandırmak ve onları evlendirmek için yaptığı girişimler farklı bir sonuca ulaştı. Fuhuş hoş görülmeye başlandı, yasalarla korundu, ruhsata bağlandı ve vergi gelirlerinin önemli bir kaynağı oldu. Bütün avrupa da genelevler açıldı. İngilterede başlangıçta ruhsatlarıda Winchester piskopaslarının vermeside çabası.
Asya'da, kadın ticareti belirgin bir yayılma eğilimi göstermektedir.
Çoğu doğu ülkesinde fuhuş daha çok kentlerde görülmesine karşın, Hindistan'da fahişelerin çoğunluğu kırsal kesimdedir.
Yahudilerin ve Hristiyanların Mukaddes Kitabı'nın Çıkış bölümünde (20/13-15) Hz.Musa'nın Allah'tan getirdiği emirler sayılırken ikinci sırada fuhuş zikredilmiş ve "zina etmeyeceksin" denilmiştir.
Hristiyanların Mukaddes Kitabı Matta'ya göre (5/27-30) Hz.İsa "Ben Musa'nın getirdiklerini yıkmaya değil tamamlamaya geldim" diyerek meşhur on emri teyid etmiş ve arkasından şunları söylemiştir: "Zina etmeyeceksin.... Bır kadına şehvetle bakan, gönlünde ona zina etmiştir. Sağ gözün sürçmene sebep olursa onu çıkar ve at; çünkü bu, vücudunun bütünün cehenneme girmesinden daha hayırlıdır. Sağ elin sürçmene sebep oluyorsa onu kes ve at; çünkü vücudunun bütününün cehenneme girmesinden bu daha hafiftir..."

Gerdek Gecesi 
Evlenmiş karı ve kocanın ilk defa bir araya geldikleri gece. Bu buluşmanın özelliği, kadın ve erkek için daha önce bilinmesi mümkün olmayan maddi ve manevi mahremiyetin ortadan kalkmasıdır. çünkü o geceden önce, ayrı dünyalarda yaşayan iki insan, birbirlerine yaklaşarak, aynı hayatı paylaşma durumuna gelmişlerdir. Bunun da ötesinde, aile olarak belirli hak ve görevleri "fiilen yaşama" olayını başlatmışlardır.
Gerdek gecesini, sadece cinsi yönden iki farklı cinsin birbirlerini tanıması olarak görmemesi gerekir. bu beraberlik aynı zamanda, manevi ve hissi bir bütünleşmeninde başlangıcı olmaktadır. Olgunluk seviyesine gelen iki gencin, onmdan sonraki hayatlarıbelirli bir ölçü ve plan dahilinde sürecektir. Bu bakımdan gerdek gecesi; son derece ciddi ve ağır sorumluluklarla dolu bir hayatın başlangıç anıdır. Tek kelime ile bir planlama kararının verileceği zamandır. İki çift paylaşacakları hayatta birbirleri için düşündüklerini açıkça anlatacak ve karşılıklı olarak yekdiğerinden beklediği tavır ve davranıştan konuşacaklardır.

Gerdek, İslami bir olaydır. Çünkü gerdek olayında gözümüze çarpan olağanüstü durum, kadın ve erkeğin meşru ölçüler içersinde bir araya gelmesi ve evlilik gibi büyük bir hadisenin düşünülüp, tartışılarak gerçekleştirilmesidir.

Gerdek olayında, birbirlerini uzaktan tanıyan iki çiftin yakın bir temas ile ve ciddi bir ortamda karşısındakini ölçülü bir şekilde değerlendirmesi sözkonusudur. Çünkü evlilik ile yeni bir hayata başlangıçta, karşıdaki insan bütün özellikleri ile tanınmak durumundadır. İslami mahremiyetin olmadığı durumlarda ve günümüz gibi kadın-erkeğin birbiriyle ölçüsüz ve ve gayri ciddi bir araya gelmesi hali, gerdek olayına gerek duyurmamaktadır. Çünkü olayda ne bir mahremiyet, ne de geleceğe dönük ciddi bir hesap bulunmaktadır. Taraflar; ya kendilerini bekleyecek akibetlerden habersizdirler veya biraraya gelişlerinde sadece "cinsel tatmin" ağır basmaktadır.

Dolayısıyle bazan bu tür gayri meşru ilişkilerde "evlilik" gibi bir müesseseye bile ihtiyaç duymayan insanlar görülmektedir. Tabi ki bu tür ilişkilerin sonu, büyük acılar ve felaketlerle bitmektedir.

İslam'daki evlilik, cinsi duyguların dini bir program çerçevesinde ve beşeri aşkın en temiz özellikleri ile biçim kazanmasıdır. Elbette ki bu temiz ve saf beraberlik, gerdek gecesi gibi başkalarının malumu olmayan ruhi ve bedeni birlikteliğe ihtiyaç duyacaktır.

Erkek Hamile Hanımı İle Ne Zamana Kadar İlişkide Bulunabilir? 
Sağlık açısından kadının durumunu göz önüne alarak, kadına ve çocuğa zarar vermemek şartıyle cinsel ilişkide bulunabilinir. İslam, böyle bir müddet tesbit etmemiştir. Sağlık açısından bir mani yoksa İslam açısından da yoktur.

Göz Zinası 
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
"(Ey Resûlüm), Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan beri alsınlar ve ırzlarını zinadan korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu boğaz, gerdan, baş, kol, bacak ve kol gibi yerlerini) göstermesinler. Ancak bunlardan görülmesi zaruri olan (yüz, el ve ayaklar) müstesnadır. Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar..."
(Nur Suresi : 31)
Yukarıdaki ayetler erkek olsun kadın olsun bütün müslümanlara zinanın haram kılındığını bildirmektedir. Ayrıca, yine hem erkek hem kadınlara, kendilerini zinaya götürecek davranışlardan sakınmaları emredilmektedir. Yine bu ayetlerden insanı zinaya sürükleyen en önmeli şeyin şehvetle namahreme bakmak olduğu öğrenilmektedir. Bu nedenle Allah Teâla, erkek kadın bütün müminlere gözlerini haramdan sakınmalarını, yani namahreme bakmamalarını emir ve tavsiye buyurmuştur.

Bakış zinanın başlangıcıdır. Bunun için gözü korumak mühimdir, "Bakıştan ne olur" diyerek bu konuda aldırmazlık gösterenler sonunda büyük felaketlerle karşılaşırlar. Kasdi olmayan ilk bakıştan, kişi sorumlu tutulmamıştır. Fakat tekrar tekrar bakmak yasaklanmıştır.

Bu konuda Hz.Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Birinci bakış, sana ama ikincisi aleyhinedir."

Yabancı erkek ve kadınların birbirine göz kırpmaları, kadının gözlerini süzmesi, gözlerin zinasıdır.

Şurası unutulmamalıdır ki; şehvetle bakışın "zina" olarak ifadesi hakiki manada cinsi temasla meydana gelen zina olmayıp, belki zinaya götüren en önemli sebeplerden biri olduğunun anlatılması sebebine bağlıdır. Bunun için "göz ve dil zinası" olarak bildirilen durumların "hakiki zina" ile bir tutulması mümkün değildir.

Bir göz ki, anın olmaya ibret nazarında Ol sahibinin düşmanıdır baş üzerinde

31 Ağustos 2012 Cuma

BAYANLAR FIRININIZI NASIL KOLAYCA TEMİZLERSİNİZ


Kadınların çoğu temizlik yaparken cam silmenin, ocak ve fırın temizliğinin zorluğundan şikayet etmişlerdir.
Özellikle de fırında yaptığınız yemekten akan yağlar, sular fırınınız kötü kokmasına ve oldukça kirlenmesine yol açar. Artık bu yağlardan yorulmadan kısa sürede kurtulabilirsiniz.
Reader's Digest dergisinde yer alan habere göre, artık fırınınızı daha az çabayla kolayca temizleyebileceksiniz.

Amonyak:
Elektrikli fırını çok fazla çaba harcamadan temizlemenin yollarından biri şöyle; Öncelikle fırını açın ve 65 dereceye kadar ısıtın, sonra fırını kapatın. İçinde yarım fincan amonyak bulunan küçük bir kaseyi fırının üst rafına ve büyük bir tencerede ise kaynayan suyu fırının alt rafına yerleştirin. Fırının kapağını kapatın ve sabaha kadar fırınınızı bu şekilde bırakın. Ertesi sabah amonyak ile tencereyi çıkarın, kısa bir süre havalanması için kapağını açık bırakın. Daha sonra bir litreye yakın ılık suyun içine amonyak ve birkaç damla bulaşık deterjanı seyreltin. Bu karışımla fırınınız içini silerek temizleyin. Ancak bu yöntemi gazlı fırınlarda kullanmayın.

Gazete:
Bir rulo kağıt havluyu pul pul olmuş yiyecek kalıntılarını temizlemek için harcamayın. Bunun yerine birkaç yaprak nemli ve buruşturulmuş gazeteyle fırınınızı temizleyin.

Tuz:
Fırınınızın içine damlayan yemek sularını temizlemek için lekeler kurumadan biraz tuz serpin. Fırınınız soğuduğunda, bir bezle dökülen bu suları silebilirsiniz. Aynı yöntem ocağınızın üzerindeki damlalar için de geçerlidir. Ayrıca tuz kokuları da giderecektir. Mutfağınızı hoş bir koku sarmasını istiyorsanız, tuzun içine biraz tarçın da ekleyebilirsiniz.

Sirke:
Kızartmayı bitirdiğinizde, ocağın üzerinde kızartma yağlarını, duvarları, davlumbazı ve mutfak tezgahını doğrudan sirkeye batırdığınız süngerle silerek temizleyebilirsiniz. Durulamak için soğuk çeşme suyunun içinde başka bir süngeri ıslatıp sildiğiniz yerleri durulayın ve sonra yumuşak bir bezle kurulayın. Haftada bir kez çok etkili olan beyaz sirkeye batırılmış sünger ya da bezle fırınınızdaki yağ birikintilerini silerek temizleyebilirsiniz. Aynı yöntemi gazlı fırınlarda da kullanabilirsiniz.

Alüminyum folyo:
Akşam yemeğinizde fırında güzel bir balık ya da güveç yapmak isteseniz de fırının kirlenmesinden korkanlardan mısınız? Yemekten akan yağların fırınınızı kirletmesini istemiyorsanız, fırının en alt rafına bir ya da iki kat alüminyum folyo serin. Ancak fırının alt kısmını tamamen folyoyla sarmalamayın, yangına yol açabilirsiniz.

13 Ağustos 2012 Pazartesi

KONUTLARDA SU TASARRUFU NASIL YAPILIR?

Konutlarda su tüketiminin en çok gerçekleştirildiği banyo ve tuvalet başta olmak üzere kullanımı sürecinde alacağınız basit önlemlerle ve uygulamalarla israfı büyük oranda önleyebilirsiniz.

Diş fırçalarken, sebze-meyve yıkarken, tıraş olurken nelere dikkat etmelisiniz? Klozeti en az miktarda su kullanarak nasıl temizleyebilirsiniz? Hangi çim daha az su ister?

İşte mutfağınızda, banyonuzda ya da bahçenizde kullanabileceğiniz basit tasarruf yolları şöyle:

Banyoda
  •  AAA sınıfı duş başlığı takmak gibi basit bir değişiklik, her yıl evinizde ciddi su ve enerji tasarrufu sağlayabilir.
  •  Banyo yerine duş yapın: Banyo yaparken 120-150 litre su tüketilirken, duş alırken bunun 40-60 litre arasında değiştiklik meydana gelir.
  •  İyi püskürten duş başlıkları kullanın: Suyu daha iyi püskürten, ekonomik duş başlıklarını tercih etmek de bir başka önlem. Klasik duş başlıkları dakikada ortalama 15-20 litre su akıtırken, düşük akımlı aeratörlü duş başlıkları dakikada 9-10 litre su tüketir. Böylece 5-6 dakikalık duş esnasında 90-120 litre yerine 45-60 litre su kullanmış olunur. Ayrıca klasik musluklar yerine kolay açılıp kapanan musluklar kullanmak da su tüketimini yüzde 25 azaltır.
  •  Tıraş olmak: Tıraş bıçağınızı durulamak için, tıpası kapatılmamış bir lavaboda akar suyun altına tutmak yerine, tıpalı lavaboya biraz su koyun. Eğer bir kişi günde bir kez ortalama üç dakika boyunca suyu kapatmadan tıraş olursa, yılda 10 ton su harcar.
  •  Dişlerinizi fırçalamak: Fırçalarken musluğu açık tutmanız gerekmez. Başlamadan önce diş fırçanızı ıslatın ve ağzınızı çalkalamak için bir bardak su kullanın. Bir kişinin günde iki kez bir dakika boyunca suyu kapatmadan diş fırçalaması yılda 8 ton su israfına neden olur.
Tuvaletler: Tuvalet rezervuarınızdaki su sızıntılarını mutlaka önleyin ve tuvaleti çöp olarak kullanıp gereksiz yere sifonu çekmeyin. Günde bir kez amacı dışında sifonu çekmeniz halinde yılda 4 ton su harcamış olursunuz. Tuvaletin su deposundaki suyun sadece yarısını akıtmayı seçebilmek için AAA sınıfı çift hazneli su deposu taktırın. AAA sınıfı tuvaletler standart tekli su depolarından yüzde 67 oranında daha az su kullanır. Sızıntı yapan su depoları ve akıtma sistemleri, her gün binlerce litre suyu boşa, harcayabilecekleri için, derhal tamir edilmelidir. Depoya koyulan yiyecek renklendirici, tuvalette sızıntı olup olmadığını gösterecektir. Musluklar: Su randımanı yüksek AAA sınıfı musluklar takın ve manivelalı ve sıcak ve soğuk suyu karıştırabilen modellerini göz önüne alın. AAA sınıfı muslukları standart musluk teçhizatından yüzde 50 oranında daha az su kullanır. Sızıntı yapan contaları daima değiştirin ve contaların ömrünü uzatmak için muslukları yumuşak bir şekilde kapatın.

Çamaşır Yıkarken
  •  Çamaşır makinesi satın alırken daha az enerji harcayan A sınıfını tercih edin. Haftada bir kez daha az çalışan çamaşır makinesi kullanımıyla yılda 9 ton su tasarrufu sağlanabilir.
  •  4A sınıfı bir çamaşır makinesi alın: Bir dahaki çamaşır makinenizi satın alırken, en az 4A sınıfı bir makine almayı düşünün. Bunlar, eski üstten doldurmalı makinelerden daha az su, enerji ve deterjan kullanırlar.
  •  Elbiselerinizi yıkamak: Yük ayarlaması olan çamaşır makineleri, çamaşır yüküne uyacak şekilde ayarlanmalıdır. Makinenizi ayarlayamıyorsanız, mümkünse çamaşırlar makineyi dolduracak miktarda birikinceye kadar bekleyin.
Mutfakta
  • Evlerde tüketilen suyun yüzde 10’u mutfakta kullanılır. Kişi başına ortalama 35 litreyi bulan günlük su miktarını dikkatli kullanarak büyük oranda düşürmek mümkün.
  •  Otomatik bulaşık makineleri: Su ve enerji tasarruf etmek için bulaşık makineniz dolana kadar bekleyin. Daha yeni ve AAA sınıfı modeller eski bulaşık makinelerinden yüzde 64 oranında daha az su kullanır ve enerji tasarruf eder.
  •  Bulaşıkları elde yıkamak: Bulaşıkları akar suyun altında değil, tıpası kapalı bir lavaboda durulayın.
  •  Sebzeleri temizlemek: Sebze ve meyveleri önce yarısına kadar su dolu kaba koyup temizleyip sonrasında akar musluk suyunda yıkayın.
  •  İçme suyu: Suyu, içilecek kadar soğuması için bolca akıtmanıza gerek kalmaması için buzdolabında bir kap soğuk su saklayın.
Bahçede
  •  Çimeninizi kesmek: Çimenleri çok kısa kesmekten kaçının ve çimen kesiklerini, nemi yerde korumak üzere koruyucu tabaka olarak kullanın.
  •  Bahçenizi sulamak: Sabah erkenden veya öğleden sonra geç saatlerde sulayarak suyun buharlaşarak israf edilmesini azaltabilirsiniz. Yağmur suyu depoları çok sıcak günlerde bahçeniz için su sağlayabilir.
  •  Verimli şekilde sulamak: Sadece ihtiyaç duyulan yerleri sulamak için süzgeç veya hortumun ucuna takılan tetikli püskürtücüler kullanın.
  •  Arabanızı yıkamak: Bir kova kullanın. Arabanızı, durula suyunun çimene akacağı şekilde p edin. Bu şekilde çimeninizi sulayıp verimini artırabilirsiniz. Araba şampuanları, birçok gübreye benzer şekilde, çimenler için yararlı olabilen fosfatlar içerir.
  •  Temizlik: Yaya yollarını, araba girişlerini ve taşlıkları temizlemek için hortum yerine süpürge kullanın.
  •  Bahçeye bitki dikmek: Daha az su kullanan, daha az bakıma ihtiyaç duyan ve yabanil yaşamı çeken yerel doğal ve suya duyarlı bitkileri ve çimenleri seçin. Kimi doğa çimlerinin, kuraklığa daha dayanıklı derin kökleri vardır ve diğer tür çimenler kadar sulanmaya ihtiyaç duymaz.
  •  Bitkileri sulamak: Bitkilerin yapraklarını değil, saplarının dibini sulayın. Su akıp gitmeden önce toprağın suyu ne kadar çabuk emdiğini görün.
  •  Yeni bahçe yataklarını sulamak: Hepsinin doğru miktarda su almasını sağlamada yardımcı olacağı için, benzer sulama ihtiyaçları olan bitkileri gruplandırın.
  •  Yaprak ve saman tabakası: Yaprak ve saman tabakasını kullanın ve toprağa çürümüfl yaprak ve bitki ile karışık gübre gibi organik maddeler katın. Bunlar toprağın nemli kalmasına ve buharlaşmanın yüzde 70’e varan oranda azalmasına yardımcı olur.
Sayacınızı kontrol edin
Yatmadan önce (veya hiçkimsenin su kullanmadığı zaman) sayacınızı kontrol edip ertesi sabah gösterdiği miktarla karşılaştırarak borulardaki sızıntılar ortaya çıkarılabilir. Daha fazla miktarı gösteriyorsa, ruhsatlı bir su tesisatçısı tarafından izlenip tamir edilmesi gereken bir sızıntı olabilir.

Gizli su kaçağına dikkat
Tüketiciler öncelikle “gizli su kaçağı” olasılığına karşı duyarlı olmalısınız. Bunu tespit etmek için bütün muslukları kapatıp su sayacını okuyun. İki saat süre ile su kullanmayın. İki saatin sonunda su sayacını tekrar okuyarak su kaçağı olup olmadığını tespit edebilirsiniz. Bozuk musluklardan ve tuvaletlerden sızan su, evinizdeki toplam su tüketiminin yüzde 5’i kadardır. Saniyede bir damla akıtan musluk tamir edilirse yılda 1 ton tasarruf sağlanabilir. Evinizde su israfına son vermek için öncelikle nerede ne kadar su tükettiğinizi bilmelisiniz. Banyo ve tuvalette tüketilen su miktarı evde tüketilen toplam suyun yüzde 70’ini oluşturuyor. Alacağınız küçük önlemlerle su tüketiminizi azaltmanız mümkün.

7 Ağustos 2012 Salı

KLİMA KULLANIMINDA PÜF NOKTALARI

İklimlendirme Soğutma Klima İmalatçıları Derneği (İSKİD), klima kullanımın artmasına rağmen klimaların çok fazla enerji tükettiği ve insan sağlığını olumsuz olarak etkilediği yönündeki bilgilerle tüketicilerin yanıltıldığını belirterek, bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla ''Ekonomiyi Soğutma Harekatı'' başlattı.
İSKİD'ten yapılan yazılı açıklamaya göre, dernek üyeleri düzenledikleri toplantıyla, doğru kullanım hakkında bilgi verdi.

İSKİD Başkanı Nedim Zalma, klima sektörü büyüklüğünün tüm dünyada 70 milyar dolar, Türkiye'de yıl sonu ihracat hedefinin 1,2 milyar dolar, yurt içi ticaret hacminin 1 milyar dolar olduğunu kaydetti. AB sürecinin etkisiyle, sektörde enerji verimliliği ve çevre konusunda hassasiyetin arttığını belirten Zalma, yenilenebilir enerjiler, alternatif sistemler ve düşük enerji tüketimli sistemlere doğru eğilime değindi.

İSKİD'e bağlı SDDK-Split ve Değişken Debili Klimalar Komisyonu Başkanı Turhan Karakaya, klima kullanımının yaygınlaşmasının ekonomiye enerji tasarrufu ve iş gücü kaybının azalması yönünde fayda sağlayacağını belirtti.

Karakaya, Inverter klimalar ve A sınıfı klima cihazları ile enerji tüketiminin yüzde 40'a varan oranlarda düşürülebildiğine dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:

''Düşürülen her 1 derece, elektrik tüketiminde yaklaşık yüzde 10 oranında artışa sebep olmaktadır. Eğer sadece 2010 yılında satılacak klimalar inverter olabilirse, önümüzdeki yıl içinde tasarruf edeceğimiz miktar 119 megavat olacaktır. Bu değer toplam kurulu gücü 134 megavat olan Keban Barajı'na neredeyse eşittir. Klima cihazları, ısıtmada elektrikli ısıtıcılara göre en az 3 kat daha verimlidir.''

Günümüzde insanların zamanlarının büyük kısmını kapalı mekanlarda geçirdiğini hatırlatan Karakaya, iç hava kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmaların öneminin giderek arttığına işaret ederek, bilim insanlarının 32 derece iç ortam sıcaklığında çalışan bir insanın performansının, klimatize ortama göre yüzde 50 kadar azaldığını tespit ettiklerini aktardı.

Karakaya, klima kullanımıyla, havada bulunan kaba partiküllerin yanı sıra toz, polen, küf, kötü koku, mikroskobik parçalar gibi partiküllerin temizlendiğini belirterek, klima kullanımının özellikle yaşlılara, kalp, tansiyon, şeker ve astım rahatsızlığı olan insanlara tavsiye edildiğini kaydetti.

Klimanın doğru kullanılmasının önemini vurgulayan Karakaya, klima üfleme yönü ayarları, yakın mesafeden insan vücuduna doğrudan tesir etmeyecek şekilde yapılması ve periyodik bakımların yetkili servislere bırakılması gerektiğini bildirdi.

Kaynak:AA

4 Ağustos 2012 Cumartesi

MÜKEMMEL SEKSİN SIRLARI

Cinsel tatmin ilişkiyi daha zevkli hale getirmekle kalmıyor, aynı zamanda tamamlıyor da… Dahası ilişkinin sürekliliği ya da sonu üzerinde de önemli bir rolü var! Cinsel hazzı bir kenara bırakırsak; fit bir vajina, kadının daha zinde olup kendini daha güvende hissetmesine de neden oluyor. Biz de fit bir vajinaya sahip olmak için hemen her yerde uygulayabileceğiniz en doğal egzersiz yöntemlerini araştırdık.

Birden fazla doğum yapmış, 40 yaş üstü kadınların en büyük sorunlarından biri gevşemiş vajina ağzı ve pelvik kaslar… Doğum sırasında pelvik duvarlarının gereğinden fazla esnemesi nedeniyle meydana gelen bu duruma kimi zaman hareketli seks hayatı da neden olabiliyor. Bu da cinsel ilişkide tatminsizliğe ya da hissizliğe zemin hazırlıyor. Peki, ‘fit vajina’ için neler yapılabilir?
--> Vajina kaslarının gevşek olduğunu anlamak!
Vajinal uyarı ve tatmin için daha da büyük penis ölçüsüne ihtiyaç duyuyorsanız! İşaret parmağınızı içinize soktuğunuzda, pelvik duvarlarınız parmağınızı sıkıca kavramıyorsa, normal zamanlarda vajina ağzınız kapanmıyorsa, partneriniz yatakta artık yeteri kadar tatmin olamadığını ya da orgazm olmakta güçlük çektiğini söylüyorsa gevşek vajina probleminiz var demektir…

Daha fit bir vajina için yapabileceğiniz egzersizler!
Bunun için vajinal estetik yöntemlerine başvuranlar da var fakat bu riskli olduğu kadar pahalı da… Önereceğimiz yöntemlerle, evde kendi kendinize de benzer etkiyi sağlamanız mümkün. Aşağıda bahsettiğimiz pelvik egzersizler, metotlar ve bunun için kullanabileceğiniz aletler, hem pelvik kasları güçlendirerek destek gücünü artırıyor, hem de vücuttaki diğer kaslar gibi bu kasları da daha kuvvetli bir hale getiriyor. Ayrıca kaslarınızı geliştirdiğiniz için partnerinizin yaptığı her hareketi daha kolay hissederek, daha kolay tatmin olmanıza da yardımcı oluyor.

Daha fit vajinal kaslara sahip olabilmeniz için en bilinen yöntem Kegel egzersizleri... Ofiste masanızda otururken ya da evde televizyon izlerken dahi uygulayabileceğiniz ve sonuç alacağınızdan emin olduğumuz bu kolay egzersiz, tamamıyla pelvik taban kaslarınızı sıkıp bırakmanızla ilgili. Bunu şimdi bu yazıyı okurken dahi yapabilirsiniz. Dizlerinizi hafifçe açarak, bacaklarınızı hareket ettirmeden, idrarınızı tutar gibi kaslarınızı sıkıp bırakın. Bu yöntemi günlük hayatınızda birkaç defa 10-15 tekrarla minimum beş, on saniye uygulamak vajinanızı daha fit bir hale getirecek.

Bu metodu tuvalete gittiğinizde de deneyebilirsiniz. İdrarınızın tam ortasındayken kaslarınızı sıkıp bırakmaya çalışın. İdrarınızı bir kere durdurduktan sonra tekrar gevşeyerek mesanenizin tamamen boşalmasına izin verin. Bu sadece idrar akımını yavaşlatacaktır. Endişe etmeyin; egzersizle bir süre sonra kaslarınız güçlenecektir.

Bu egzersizi yaparken idrar akımı durmaz ya da artarsa yanlış kasları kullanıyorsunuz demektir. Bu metodun bir önceki egzersizden daha zor olması sizi şaşırtmasın! Ancak bu yöntemi her tuvalete gidişinizde uygulamayı alışkanlık haline getirmeyin. Günde sadece bir kez uygulayın.

Yukarıdaki egzersizlere ek olarak pelvik kaslarınızı güçlendirebilecek birtakım aletler de işinize yarayacaktır. Bunun için özel olarak tasarlanan vajina yumurtalarını ve ağırlıklarını kullanabilirsiniz. Vajinal ağırlık kaldırma, Chi kasının yanı sıra ürogenital zar ve pelvis zarını güçlendirmek için de çok etkili bir uygulama.

Özellikle yumurta, Chi kasını geliştirmek ve kontrol etmek için doğru bir yöntem… Vajinayı güçlendirmek için taştan bir yumurtanın kullanılması eski Çin’de geliştirilmiş bir teknik. Bu teknikte ustalaşan çoğu kadın, cinsel organlarını ileri yaşlarında bile genç, esnek ve sıkı kılarak sağlıklı bir cinsel hayat sürüyor. Bununla birlikte, yumurta egzersizi ve vajnal ağırlık kaldırma aslında hem fiziksel hem de ruhsal bakımdan sağlıklı olmak için de kullanılan bir yöntem. (Yumurtalar, erotik malzemeler ya da değerli taş satan dükkanlardan satın alınabilir!)

Bu ağırlıkların size göre olmadığını düşünüyorsanız, işte size daha kolay bir yöntem! Bu işlem için regl dönemleriniz haricinde de tampon kullanabilirsiniz. İlerleme kaydetmek için günde en az bir defa on dakikaya mahsus tamponunuzu kaslarınızla sıkıp bırakmanız, onların hissedilebilir bir şekilde kuvvetlenmesini sağlıyor.

 Yoga egzersizleri de bu konuda size yardımcı olabilir… Uzun süredir yoga yapıyorsanız bu konuda daha şanslısınız fakat daha önce hiç yoga yapmadıysanız ve böyle bir probleminiz varsa yoga hareketleri sırasında pelvik kaslarınızı sıkıp bırakmayı deneyin.

Seks uzmanların önerdiği bitkisel tedavilerin arasında her derde deva olan altın çilek yine başrolde… Altın çileği suda kaynatıp, her banyo yapışınızda vajinanızı yıkamak için kullanın. Vajinanızı daha sıkı bir hale getirmekle kalmıyor, aynı zamanda esnekliğini de artırıyor. Bunun yanı sıra uzmanlar piyasada satılan vajina sıkılaştırıcı krem ya da sabunları kullanmadan önce birtakım önlemler alınması gerektiğinin de altını çiziyorlar. Aslında bu tarz ürünlerin çok sık kullanılması gerektiğini de sık sık vurguluyorlar.

Tüm bunların dışında kilonuza da dikkat etmeniz, yağlı yiyecekler ve karbonhidratlardan uzak durmanız gerekiyor. Fazla kilo pelvik tabana ek yük bindiriyor. Bu nedenle öğünlerinizde taze meyve ve sebze tüketmeniz, cinsel sağlığınızı da olumlu anlamda etkileyecektir.

Egzersizlerin kaslarınızı güçlendirmesi zaman alacaktır. Kaslarınızın eski kuvvetini kazanması için aylarca düzenli egzersiz yapmalısınız. Gelişmeyi haftalar sonra fark edebilirsiniz, bu nedenle pes etmeyin ve rutin olarak yaptığınız işlerle birlikte bunu da alışkanlık haline getirin.

Haber: Seran Vreskala

17 Temmuz 2012 Salı

HANGİ KADIN SEKSİDİR? İŞTE YANITI...


Rus kızları mı, Türk kızları mı diye sorduk. Okuyucularımızın yarısından fazlası Rus kadınlarını Türk kadınlarına tercih etti! 

Fotoğrafta gördüğünüz manken ise dünyaca ünlü ve en seksi bulunan balıketli model Elle Tara Lynn...
Yorumlar arasında Türk kadınlarının kilolu olmalarına dair birçok yorum vardı. Şimdi bu tartışmayı açıklığa kavuşturuyoruz!

Okuyucularımıza “Sıfır beden mi, balık etli kadın mı daha seksidir?” diye sorduk. 
İşte yanıtları…

Yasin K. 
Balıketli ucu açık bir kavram. Yani balıketli dediğimiz kadınlar çok kilolu da olabiliyor. Ama ben sıfır beden bir kadındansa balıketli bir kadını daha çok beğenirim. Mesela Meryem Uzerli gibiyse kesinlikle seksidir.

Metin L. 
Açıkçası kadın zarif olur. Balıketli kadınlar bana seksi gelmiyor. Bana balıketli kadında sağlıksız geliyor. Sıfır beden kadınların daha Avrupai bir havası oluyor bence.

Kenan H.
Bu soru Beyonce mi? Adriana Lima mı? diye sormaya benziyor. Şimdi ikisi de güzel, ikisi de çekici. Yani bir ayırım yapamam. Herkese yakışan bir beden vardır. Önemli olan kilolu da olsa kendine yakıştırması.

Bahattin Ş.
Tabiii ki de balıketli! Kadın dediğin ele gelmeli, göz doldurmalı. Sürekli aç geziyormuş gibi görünmemeli.

Yavuz F.
Balıketli teriminin ucu çok açık. Ben balıketli kadınları severim ama mesela Jennifer Lopez gibi kıvrımlı hatlara sahipse güzel duruyor. Eğer vücudunda bir kıvrımı yoksa gerçekten çok kilolu duruyor.

Emir T. 
Geçenlerde internette görmüştüm balıketli mankenleri… Gerçekten çok seksilerdi. Kendine bakan kadın olduktan sonra ve obez olmadıktan sonra bence balıketli kadınlar daha seksi.

Gökhan S.
Balıketli kadınlar tabii ki. Yani düşünüyorum da sıfır beden dendiğinde benim aklıma Keira Knightley ve Victoria Beckham geliyor. Evet başta sıfır beden kadınlar çekici duruyorlar ama uzun bir süre baktıktan sonra sanki hastalıklıymış gibi geliyorlar gözüme.

Ali G. 
Yanınızda bir manken taşımak istiyorsanız sıfır beden ama gerçek bir kadın istiyorsanız tabii ki balıketli! Bugüne kadar sıfır beden kız arkadaşım olmadı, hep balıketliydi. Ayrıca insanların kafasındaki “balıketli kadın sağlıksızdır” imajının çok yanlış olduğunu düşünüyorum.

Fatih B.
Balıketli kadınlar tabiî ki… Eskiden en beğenilen kadınlara baktığımızda Marilyn Monroe ve Sophia Loren gibi balıketli kadınlar beğenilirmiş. Şimdi de durum pek farklı değil. Günümüzde de en seksi kadınlar arasında Beyonce, Monica Belluci ve Kim Kardashian gibi isimler var.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More